15 Kasım 2010 Pazartesi

iskenderun

temmuzdan beri ilk kez geldim iskenderuna, çok değişimiş, çok kalbalık geldi lan gözüme

11 Kasım 2010 Perşembe

nerde gördün bir iş, durma sıvış


Kimilerine göre hayat felsefem bu benim ama bence değil, belki de olabilir. neyse en sevdiğim the simpsons posteri

sen ben ve değirmenler


Kaç zamandır uzak kalmıştım sana punknazim. Bakınca hep böyle şiir falan, en son bi amerika dönüşü aklıma gelmişsin, ya da seni her kim aklıma getirtti bilmiyorum. Lakin blog tutma işini savsaklamış gibi oldum biraz. eki eki. neyse hemen şımarmamak lazım, şu aralar hiç şiir yazamıyorum, şu aralar hiç bişi yapamuıyorum, şu aralar müzik dinleyemiyorum. Yok dün gece dinledim biraz, dertlli dertli uzun havalar barak havaları falan. Neyse rakı'm gelmiş benim bunu anladım ben burdan. Neyse demin baktım da 34 kişi ziyaret etmiş sayfamı. utanç verici bi durum bence. şimdi gelelim blog'a yaptığım değişikliğe, evet entresan oldu, bir anda mavi çok bi kasvetli çok bir iç bayıcı geldi, eşşek kadar punk nazım vesikalığımı kaldırıp kenara küçük bişi olarak ekledim. arka plana salvador dali'nin en sevdiğim çalışmalarından olan two pieces of bread'i ekledim, çok anlamlıdır bence. bakıp bakıp kendimi kırkangıcın gözünden dünyayı izler gibi ehehm neyse, gerek yok böyle şeylere.

Yazar Notu: sakın benim gibi "yazımı denetle" butonuna basmayın
bok oluyo

12 Ağustos 2010 Perşembe

Chrome extension

Gene MIT dönüşü

 

gene yorgunluk,

 

google chrome extention'ı test ediyorum sadece, hadi öptüm kib bye

1 Temmuz 2010 Perşembe

Yaşamak ne Güzel şey
belki durup düşünmek olmasa
bir saniyeliğine
ve iç geçirmese insan
düşününce sormasa etrafına
sağına, soluna, havaya, güneşe, yıldızlara
kapkara gecede gömülse bataklığa
sonra yıldızlara dokunsa gecenin ucunda
Bir el var başımda
alnımdan yastığa bastıran
Ne kadar hareket etmeye çalışsam da
alnımdan çivilemiş beni
bir duygu var omuzlarımda
milyarların acısı
susuzluktan kırılmış bedenlerin sancısı gibi
elleri bileklerinden kesilmiş gibi hissiz
soğuk ve kırılgan buz parçası misali beden
gözler kapalı fakat bilinç dışarda
belki saniyeler de kalsa şu yaşamın ucuna
korkmadan yaramaz bir çocuk
gibi dokunacağım
tünelin ucundaki ışığa

10 Nisan 2010 Cumartesi

Canım gerçekliliğim,
bir volkan ağzındaki lavlar gibi sanki
zamansızca patlamış
ama o kadar ürkek ki taşmaya
gene de patlayan fakat patladıkça
soğuyan
soğudukça kabuk bağlamış
yaralarıma bir yenisini ekleyen
alttan alta kaynayan acılara
şimdi ev sahipliği yapma sırası

Ruhumun en tatlı rüyasına son veriyorum şu anyeni bir şafak sökerken, sen ellerini hiç bedenime dokundurmamış olacaksın. Arka sokağın suskunluğuna saklanmış aşkımdan belki yıllar sonra başka heyecanlı nefesler çoğalacak. Belki de ömrün boyunca aklına gelmeyeceğim senin, fakat ben her susadığımda aklına tatlı gülümsemeni, aşk kokan saçlarını ve güzel gözlerini hatırlayacağım senin.

09/08/09 TUINSTRAAT- Pauline'e

6 Mart 2010 Cumartesi

seslerimiz boşlukda sevişirken
bizler atomları çarpıştırıyorduk
onlardan habersizce
her seferinde birbirimze karadelikler açıp
boşluktan kaçmak için
boşluğa sığınıyorduk gene gece
gece
gene
dudaklarındaki titrek kelimeleri sökerken
yerinden
yerinden koparılmış diş sancısı gibi batıyordu içime
yeri bir daha doldurulamayacak
o kadar büyüktü ki acısı
mezarından çıkarttığım çürümüş
anılarımı koysam da dolmuyordu
sen kendi mezarlığında saklanıyordun
ben kendi mezarımda
farkı olanın farklı bedenler olduğunu
düşünsekte zevksizce,düşüncesiz olanın
zevksizliğin en aşşağılık kısmında yer aldığını bilememiştik
sevmek,
aşşağılık, pis ve cürüyen cesetlerimden daha eski
sevmek,
seni gecenin bir vaktinde kimsesizler ormanında yalnız özlemek
şarap isterken
tadı beğenilmemiş şarap şişesi gibi bir kenarda bırakmaktı



3 Şubat 2010 Çarşamba

dizlerin
narin, yumuşak
fakat titretiyor bastığı yeri
gönlümü
en derinden inletiyor
hissediyorum
görmesem de biliyorum
emekleyerek geliyor acın
o kadar sıkıştırmış ki beni
iki adım daha atsam
pencereden aşşağıya fırlatabilecek
düzeyde
düşeyde
insanlar bakacak düşüşme
sense
yerinden zerre kıpırdamayacaksın
insaflısın
emekliyorsun
ve çektiğim acı'nın süresini uzatmakla
geçiyor günlerin
halbuki yaşamın en derinde
içinde
belki geçmişinde
kimsenin erişemeyeceği
yere göz atmak istiyorum
yüreğimdeki paraziti ziyaret edesim
geliyor, kemirdikçe kemireni bilmek için
perde ardına girmeden
güzelce göstersin die yüzünü
zarif kibar bir
misafir gibi yanaşıyorum
fakat




2 Şubat 2010 Salı

yaşat

Tutsaklığın yaşanması gerekmez her zaman

İnsan kendini de kapatabilir bir saatin yelkovanına

Düşlerini saklar akrep’e

Her gün nadir de olsa buluşmak için.

Old Boy!


Old Boy'da kitleleri meraklandıran tablo
ve meşhur replik
-Gülersen tüm dünya seninle güler,
ağlarsan yalnız ağlarsın!

1 Şubat 2010 Pazartesi

bok çukuruna düşmüş kafam
boğazıma kadar saplanmışım
fikirler beynimde uçan
akbabalar sanki
her gün öldürdüğüm fikirlerimi sindiren
ki her ölen fikir bu kadar yakın hissettiremezdi
kendimi sana
belki de bundandı benim mutlu oluşum
yanımda kanat çırpan sinekten, veya atan bir yürekten
tiksinirken ben
birinin varlığına sevinmek gibi hayat kokandı
Geçmeyen saniyeler boyunca yüzüme çarpan nefes
Alışverişlerinde boğulmak değil de heyecan
Duymaktı sanki güneşi ellerinde tutmak gibi
Fakat ters giden bir şeylerin yarattığı eziyet var
Şimdi tenimde
Sırt çevirip bir kenara ittiğim hastalıklar
İsyan ediyor sanki
Hastalık saçan kanlı iğneler gibi deliyor vücudumu
İntikam almak buysa eğer
Eminim ki intikamın en büyük zevkini yaşatmakta bana
Kendim
Kendim
Kendimin
Alışamadığı doğasını çiğnemekle
Dünyanın en güzel çiçeğinin
Saniyelik ömrünü izlemek arasında gidip geliyor
Aslında bunlar olmamalı
Larvalarından çıkan ağustos böcekleri gibi
İstila etsin istiyorum bedenimi
Onların yolları üstüne uzanayım da benim de
Etimin tadına baksınlar biraz
Ama düşününce çok ezik
Uzun süre larva da kalmanın heyecanını değil de
Bir kelebek gibi uçup özgürlüğe gitmenin çabasını versinler
Kısa süreliğine de olsa tatsınlar istiyorum onlar da hayatı
Bir an olsun sızar ya güneş karaların ardından
Hissetsinler az biraz ne olacak
Elbet arayacakları hep çiçek değil ya
Bu sefer de tek bir saç telin dahi olsa onu arasınlar.

29 Ocak 2010 Cuma

Hayat

Sorumluluğunu mu bilelim

Yoksa

Yaşaayalım mı anımızı

Kafamızın estiğine göre

Seni, olanı mı seçelim

Yoksa peşinden mi gidelim olmayanın

Bugün neysem

Yarına böyle kalmasın

Değişsin

Bozulsun yeri gelsin ama

Kendini tekrar etmesin

Bir bütün olsun toplayınca

Sonra resmin olsun

Yüzünde gülümsemen

Gözlerinde yitmiş inancın bu hayata

Bu hayat

Seni

Beni

Ve içindeki bütün organlarını

Şekilden şekile sokan

Ve bizelere insan olamamızın

Gereklerini hayvanca hatırlatan hayat

Hapis!

Varlığına hapsolduysam

Ben bu şehirde

Birazdan gözlerinde ki ışığı

Görmek için söndüreceğim

Bütün ışıkları

Mumlarımı,şehri,yıldızları

Güneşi,ayı

Elbet sıra sana da gelicek

Dozajını kaçırdığım sevgiye

Seni de hapsedicem

Yavaşca eriyecek gözlerindeki ışık

Kaybolmuşluğumu gördükce daha da

Kaplayacak içini hüzün

En son kaldığında karanlığında

Kendinle başbaşa

Benim sadece nefretimi hissedeceksin

Her bir filizini senin sevginden alan

Sebebsiz yerre birinin ölümünü izlemek

Kadar ağır benim suçum

Bireyin yavaş yavaş doğaya dönüşmesini

İzlemek kadar sabırlı oysa

Öylece oturup ayazda

Teker teker sönen şehir ışıklarının yerini

Yeni doğmuş, daha gözlerini bile

Açmamış güneş ışıklarına

Bırakması kadar kısa oysa

Benim suçum karar verememek

Olacak şeyleri

Hiç

Yaşamayacakmış gibi istemek

Hissetiğim acıyı hiç hissetmiyormuş gibi

Davranmak

Hiç istemediği halde

Eda'ya!

Çok önceleri birisine demiştim

İçinde bulunduğun boşluğa ardını dön diye

Şimdi kendmie sorayım

Nerdeyim

Neden bu boşluk

Sağım, solum etrafım

Tenlerin çekilmişliği çürmüşlüğü kokarken etraf

Benim körlüğüm neden

Kendime cevap veremeyecek kadar aciz

Mi olmalıyım yoksa teklikle övünecek kadar kibirli mi



Eda'ya demiştim bunları, eda bile hatırlamaz şimdi bunları, çok sene geçti (: