15 Kasım 2010 Pazartesi
11 Kasım 2010 Perşembe
nerde gördün bir iş, durma sıvış
sen ben ve değirmenler

12 Ağustos 2010 Perşembe
Chrome extension
Gene MIT dönüşü
gene yorgunluk,
google chrome extention'ı test ediyorum sadece, hadi öptüm kib bye
1 Temmuz 2010 Perşembe
belki durup düşünmek olmasa
bir saniyeliğine
ve iç geçirmese insan
düşününce sormasa etrafına
sağına, soluna, havaya, güneşe, yıldızlara
kapkara gecede gömülse bataklığa
sonra yıldızlara dokunsa gecenin ucunda
Bir el var başımda
alnımdan yastığa bastıran
Ne kadar hareket etmeye çalışsam da
alnımdan çivilemiş beni
bir duygu var omuzlarımda
milyarların acısı
susuzluktan kırılmış bedenlerin sancısı gibi
elleri bileklerinden kesilmiş gibi hissiz
soğuk ve kırılgan buz parçası misali beden
gözler kapalı fakat bilinç dışarda
belki saniyeler de kalsa şu yaşamın ucuna
korkmadan yaramaz bir çocuk
gibi dokunacağım
tünelin ucundaki ışığa
10 Nisan 2010 Cumartesi
09/08/09 TUINSTRAAT- Pauline'e
6 Mart 2010 Cumartesi
bizler atomları çarpıştırıyorduk
onlardan habersizce
her seferinde birbirimze karadelikler açıp
boşluktan kaçmak için
boşluğa sığınıyorduk gene gece
gece
gene
dudaklarındaki titrek kelimeleri sökerken
yerinden
yerinden koparılmış diş sancısı gibi batıyordu içime
yeri bir daha doldurulamayacak
o kadar büyüktü ki acısı
mezarından çıkarttığım çürümüş
anılarımı koysam da dolmuyordu
sen kendi mezarlığında saklanıyordun
ben kendi mezarımda
farkı olanın farklı bedenler olduğunu
düşünsekte zevksizce,düşüncesiz olanın
zevksizliğin en aşşağılık kısmında yer aldığını bilememiştik
sevmek,
aşşağılık, pis ve cürüyen cesetlerimden daha eski
sevmek,
seni gecenin bir vaktinde kimsesizler ormanında yalnız özlemek
şarap isterken
tadı beğenilmemiş şarap şişesi gibi bir kenarda bırakmaktı
3 Şubat 2010 Çarşamba
narin, yumuşak
fakat titretiyor bastığı yeri
gönlümü
en derinden inletiyor
hissediyorum
görmesem de biliyorum
emekleyerek geliyor acın
o kadar sıkıştırmış ki beni
iki adım daha atsam
pencereden aşşağıya fırlatabilecek
düzeyde
düşeyde
insanlar bakacak düşüşme
sense
yerinden zerre kıpırdamayacaksın
insaflısın
emekliyorsun
ve çektiğim acı'nın süresini uzatmakla
geçiyor günlerin
halbuki yaşamın en derinde
içinde
belki geçmişinde
kimsenin erişemeyeceği
yere göz atmak istiyorum
yüreğimdeki paraziti ziyaret edesim
geliyor, kemirdikçe kemireni bilmek için
perde ardına girmeden
güzelce göstersin die yüzünü
zarif kibar bir
misafir gibi yanaşıyorum
fakat
2 Şubat 2010 Salı
1 Şubat 2010 Pazartesi
boğazıma kadar saplanmışım
fikirler beynimde uçan
akbabalar sanki
her gün öldürdüğüm fikirlerimi sindiren
ki her ölen fikir bu kadar yakın hissettiremezdi
kendimi sana
belki de bundandı benim mutlu oluşum
yanımda kanat çırpan sinekten, veya atan bir yürekten
tiksinirken ben
birinin varlığına sevinmek gibi hayat kokandı
Geçmeyen saniyeler boyunca yüzüme çarpan nefes
Alışverişlerinde boğulmak değil de heyecan
Duymaktı sanki güneşi ellerinde tutmak gibi
Fakat ters giden bir şeylerin yarattığı eziyet var
Şimdi tenimde
Sırt çevirip bir kenara ittiğim hastalıklar
İsyan ediyor sanki
Hastalık saçan kanlı iğneler gibi deliyor vücudumu
İntikam almak buysa eğer
Eminim ki intikamın en büyük zevkini yaşatmakta bana
Kendim
Kendim
Kendimin
Alışamadığı doğasını çiğnemekle
Dünyanın en güzel çiçeğinin
Saniyelik ömrünü izlemek arasında gidip geliyor
Aslında bunlar olmamalı
Larvalarından çıkan ağustos böcekleri gibi
İstila etsin istiyorum bedenimi
Onların yolları üstüne uzanayım da benim de
Etimin tadına baksınlar biraz
Ama düşününce çok ezik
Uzun süre larva da kalmanın heyecanını değil de
Bir kelebek gibi uçup özgürlüğe gitmenin çabasını versinler
Kısa süreliğine de olsa tatsınlar istiyorum onlar da hayatı
Bir an olsun sızar ya güneş karaların ardından
Hissetsinler az biraz ne olacak
Elbet arayacakları hep çiçek değil ya
Bu sefer de tek bir saç telin dahi olsa onu arasınlar.
29 Ocak 2010 Cuma
Hayat
Sorumluluğunu mu bilelim
Yoksa
Yaşaayalım mı anımızı
Kafamızın estiğine göre
Seni, olanı mı seçelim
Yoksa peşinden mi gidelim olmayanın
Bugün neysem
Yarına böyle kalmasın
Değişsin
Bozulsun yeri gelsin ama
Kendini tekrar etmesin
Bir bütün olsun toplayınca
Sonra resmin olsun
Yüzünde gülümsemen
Gözlerinde yitmiş inancın bu hayata
Bu hayat
Seni
Beni
Ve içindeki bütün organlarını
Şekilden şekile sokan
Ve bizelere insan olamamızın
Gereklerini hayvanca hatırlatan hayat
Hapis!
Varlığına hapsolduysam
Ben bu şehirde
Birazdan gözlerinde ki ışığı
Görmek için söndüreceğim
Bütün ışıkları
Mumlarımı,şehri,yıldızları
Güneşi,ayı
Elbet sıra sana da gelicek
Dozajını kaçırdığım sevgiye
Seni de hapsedicem
Yavaşca eriyecek gözlerindeki ışık
Kaybolmuşluğumu gördükce daha da
Kaplayacak içini hüzün
En son kaldığında karanlığında
Kendinle başbaşa
Benim sadece nefretimi hissedeceksin
Her bir filizini senin sevginden alan
Sebebsiz yerre birinin ölümünü izlemek
Kadar ağır benim suçum
Bireyin yavaş yavaş doğaya dönüşmesini
İzlemek kadar sabırlı oysa
Öylece oturup ayazda
Teker teker sönen şehir ışıklarının yerini
Yeni doğmuş, daha gözlerini bile
Açmamış güneş ışıklarına
Bırakması kadar kısa oysa
Benim suçum karar verememek
Olacak şeyleri
Hiç
Yaşamayacakmış gibi istemek
Hissetiğim acıyı hiç hissetmiyormuş gibi
Davranmak
Hiç istemediği halde
Eda'ya!
Çok önceleri birisine demiştim
İçinde bulunduğun boşluğa ardını dön diye
Şimdi kendmie sorayım
Nerdeyim
Neden bu boşluk
Sağım, solum etrafım
Tenlerin çekilmişliği çürmüşlüğü kokarken etraf
Benim körlüğüm neden
Kendime cevap veremeyecek kadar aciz
Mi olmalıyım yoksa teklikle övünecek kadar kibirli mi
Eda'ya demiştim bunları, eda bile hatırlamaz şimdi bunları, çok sene geçti (:

